Renk, çevremizle kurduğumuz ilişkinin belirlenmesinde en önemli
faktörlerden biridir. Diğer herhangi bir unsurdan daha başarılı
olarak renk, monoton ve basit bir mekanı canlı bir mekan haline
dönüştürebilir.
Duvarlarınızın rengini değiştirmekle, kullandığınız mobilyalarınızı
değiştirmekten, hatta odanın oturumunu yeniden düzenlemekten daha
çarpıcı sonuçlar elde edebilirsiniz.
İç dekorasyonda, bize özel renkler arasında bir ilişki kurabilmek
için, genelde insanın renklerle "oynamasını" ve daha kuvvetli bir
şekilde kendini keşfetme isteğini engelleyen o farklı ve tek olma
korkusunu yenmeliyiz. Bir çoğumuz, kendimiz ifade etmeyi sınırlayan
"makul, sakin, nötr ve pastel" renklerle etrafımızı çevirmeye
koşullanmış durumdayız.
Bir odanın içindeki renkler, bir binanın iskeletini veya çatısını
örten giysiler gibidir. Tıpkı insanın üzerine giydiği giysilerin
tenini, kaslarını ve kemiklerini örtmesi gibidir.
Dekorasyonda renk kullanımı ile unutulmaması gereken genel bir
kural, fazla renk kullanımının tıpkı az renk kullanımında olduğu
gibi dengesizlik yaratacağıdır. Yapıcı etkilerini görebilmek için,
renk ölçülü olarak kullanılmalıdır. En uyumlu görüntüleri, renkleri
tamamlayıcıları ile birlikte kullandığınızda elde edersiniz.
Renk düzenlemesini yaparken ele alacağınız ilk şey kendi
kişiliğinizdir. Sormanız gereken diğer sorular da şöyledir:
•
Söz konusu mekanda ne gibi aktiviteler yapılacak?
•
Ne kadar ışık alıyor? Temelde aydınlık bir yer mi, yoksa karanlık
mı?
•
Ne gibi doğal renkler var? Mekanda ahşap, tuğla veya taş unsurları
inceleyin.
•
Dikkat çekici ve canlı bir yer mi istiyorsunuz, yoksa sakin ve
durgun mu?
•
Bu mekanda temelde soğuk bir atmosfer mi istiyorsunuz, yoksa sıcak
mı?
•
Yüksek bir tavan mı var,yoksa alçak mı?
•
Bu mekanı büyütmek mi istersiniz, yoksa daha küçük görünmesini mi?
•
Mekanın temel şekli nasıl? Dar ve uzun mu, yoksa geniş ve kısa mı?
|